DUYGUSAL BEN-DUYUSAL ZEKA

Merhabalar sevgili okuyucularımız..

Henry David Thoreau, o muhteşem şiirinde “Ormana gittim; çünkü yaşamımı kısıtlı olarak yaşamak istedim. Derinlemesine yaşamak ve yaşamın iliğini emmek istedim. Yaşam olmayan her şeyi kökünden söküp çıkarmak ve ölmeye geldiğimde, aslında yaşamamış olduğumu keşfetmek istedim.” Diyor. Derinlemesine yaşamak ve yaşamın iliğini emmek! Böyle bir yaşamı yaşamanın sırrı nedir acaba?

Bu sırrı belki bütün sırları bulmak için içinizdeki o ormana gidebilir misiniz? Çünkü istediğiniz yaşamı yaşamanız, derinlemesine yaşamanız, kendi derinliklerinize bakmadan mümkün olmayacak; çünkü kullanmadığımız yüzde doksan orada.

Saklı; ancak biz kendimizle bütünleşme yolculuğunu göze alabilirsek; ne hissettiğimizin, ne düşündüğümüzün ve ne duyduğumuzun sorumluluğunu alır ve bunlarla bizi ilerlemeye götürecek şekilde ilişki kurabilirsek, o zaman belki de ölüm döşeğimizde; aslında yaşamamış olduğumuzu acı içinde fark etmekten kurtulabiliriz; Çünkü yaşam, gerçekten sadece yaşanacak bir şey ve birebir deneyimleyebileceğiniz tek gerçek yaşam, şu anda vücudunuzda yaşayan yaşamdır.

“Dünyaya açılan pencerenizi mi merak ediyorsunuz? Öyleyse yaklaşımlarınıza bakın.”

Mustafa Kılınç

Peki sizler bu yaşama kulak verecek misiniz? Size sunulan verileri, bütün bilgileri kullanacak mısınız? yoksa “neden?” diye sormaya devam mı edeceksiniz? “Bir daha” veya “İçinden gelen sesi dinle” lafını ilk duyduğunuzda “Nerede yav bu ses?” diye mi soracaksınız kendinize? Peki sorduğunuz soruların yanıtlarını dinlemeye ne dersiniz? Yaşamınızı, sorduğunuz soruların yanıtı olarak yaşadığınızı söylersem size, ne dersiniz? Ve bütün verileri alan, her şeyi “siz bilinçli olarak algılamasanız da…” gören ve duyumsayan vücudunuzun, sorularınıza, hem de bir yanıtınız olacağını tahmin etmeyeceğiniz sorularınıza yanıt vermekte olduğunu söylesem? Yoksa siz bazen göz ardı ettiğiniz, bazen de kavga ettiğiniz hislerinizin, sizi sadece rahatsız etmek için mi orda olduğunu sanıyorsunuz? Ve aslında, siz çok farkında olmasanız da o hislerle iletişim halindesiniz. “sonunda içim rahat etti.” Derken acaba kimden bahsediyorsunuz?

Algılamış olduğunuz her veri, her nem, içinde bulunduğunuz her durum, her yaşanmışlığınız, her beklentiniz hakkında vücudunuzun bir yanıtı vardır. Çünkü her durum karşısında vücudunuz bir his üretmektedir. Bu hisle temas etmediğiniz, sahip olduğumuz bilginin tamamı değil de sadece bilinç düzeyinde farkında olduğumuz kadarı ile, yani sadece düşüncelerimizle hareket ettiğimiz zaman ne kadar ciddi bir risk alarak yaşadığımızın farkında mısınız?

Bütünsel zeka, sadece mantığınızla değil bütün varlığınızla düşünmek, hissetmek ve bilmek demektir. Sizin için mevcut bulunan her şeyi kullanmak, bilincinizin sınırından sınırın ötesine doğru düşünmek demektir. Artık kabul etmelisiniz ki siz bütünsünüz; benliğiniz, duygularınız, hisleriniz, düşünceleriniz sizin için varsınız.

Şu anda neler hissediyorsunuz? Hislerinizle ve duygularınızla ne kadar iletişim halindesiniz? Unutmayın…. Kendinize kulak verme alışkanlığınızı kazanın.

Ne hissetmekte olduğunuz, hakkında düşünerek karar verebileceğiniz bir şey değildir, çünkü düşünceyle ve en azından anladığımız şekliyle, zihninizle alakalı değil. Bakmamız lazım. Nereye mi bakacaksınız? Tabi ki hislerinizin oluşturduğu yere yani vücudunuza.

“Biyografilerimiz biyolojimiz haline gelir.” Göremediğiniz ama gözünüzün önünde olan gerçekler neler?” bakın bakalım.

“Ne ararsak onu görürüz.” İnsanoğlunun kendinde en fazla hayranlık duyduğu yeteneklerden birisi, “düşünebilmek” olmuştur. Tüm toplum ve düşünceler, düşünme üzerine kurulmuştur. Düşünmenin amacı, gözümüzün önündeki gerçeği anlamaya çalışmaktır. Güneşin yine doğduğunu düşündük, ayın neden battığını ve yaşamı düşündük ölüme anlam vermeye çalıştık. Bizler düşünüyorduk, öyleyse vardık. Eğer düşüncelerimiz gerçekle uyuşmuyorsa, bu bizim belki de olmadığımızı söylüyordu.
Korktuk olmamaktan. Düşüncelerimiz yüzünden “var” olduğumuzu göremedik. Düşünüyorduk ve gerçeği görmemizi engelleyen düşüncelerimiz bizi yokluğa doğru sürüklüyordu.

Gerçeklerin bizimle konuşmamasının en kolay yolu, duygu ve hislerimizdi. Çünkü Anon’un dediği gibi; “fiziksel evren hiçbir zaman yalan söylemiyordu.”

Kendi yaşantımızda, çevredekilerin yaşantısında, toplumumuzda dünya da devamlı tekrar eden problemlere bir bakın. Bu problemler, sizce ne kadar gerçekler ile yüzleşememekten, Gözümüzün önündeki gerçeklere rağmen düşüncelerimize bağlı kalmaktan kaynaklanıyor?

“Duygular davranışlarımızın ön habercileridir ve bizler duygularımızla muhatap olmak durumundayız.”

Mustafa Kılınç

Basında Dap