Bireyselcilik Çağı

Geleneksel topluluklar internet âleminde yeniden vücut buluyor. Gelecekte herhalde sadece bir tane "-cilik" kalacak (bireycilik) ve onun da hükümranlığı hiç sona ermeyecek. Din düşüşe geçecek, evlilikler ertelenecek, ideolojiler reddedilecek, vatanseverlik terk edilecek ve yabancılar şüpheyle karşılanacak. Yalnızca esrar, kendi kendimize çektiğimiz fotoğraflar ve Facebook kalacak. Bunların muhtemelen en büyüğü de Facebook olacak. En azından, milenyum kuşağı olarak adlandırılan ve yeni yükselen Amerikan nesli hakkındaki anketlerin bize ima ettikleri bunlar. Genç erişkinlerin dünyasından gelen son haber olarak Pew araştırma kuruluşunun yeni bir anketi; göçmenler, marijuana ve eşcinsel evliliği gibi konularda sosyal olarak özgürlükçü olan, iki siyasi partiye de bağlı olmamaktan gurur duyan, önceki nesillere göre evlenme ve dindar olma, kendini vatansever olarak tanımlama ve diğer insanlara güvenebileceğini söyleme (bu son özellikte şaşırtıcı bir çoğunluk var) ihtimali daha düşük olan bir neslin gelişini gösteriyor. Milenyum çocukları siyasi olarak ilk bakışta özgürlükçü görünüyor. Bu sebepledir ki Pew araştırması, onların seçim pol itikalarını kısa vadede değiştirip değiştirmeyeceğine (hayır, çünkü kadro değişimleri ağır gerçekleşir ve X Kuşağı daha ancak nüfuzlu mevkilere gelmektedir); siyasi tartışmaları uzun vadede sola kaydırıp kaydırmayacağına (muhtemelen evet, çünkü gençlerin oy tercihleri ömür boyu sürme eğilimi göstermektedir); ve bunun gelecekte Demokrat Parti'ye avantaj sağlayıp sağlamayacağına (sağlamaz, çünkü siyasi ittifaklar daima beklenmedik yollardan uyum sağlar ve parçalanma gösterir) dair bir dizi tartışma başlattı. Fakat milenyum çocuklarının partilere, siyasi programlara ve insanlara duydukları güvensizlik onların belli bir ideolojiye hissettikleri bağlılıktan daha derinlere iniyor. Yalnızca birkaç meseledeki tutkulu sol eğilimleri, diğer meselelerde özgürlükçülüğe ve kayıtsızlığa dönüyor. Dolayısıyla buradaki ortak payda sol politika değil bireycilik; bu da onların kişisel iyimserliğe karşılık toplumsal güvensizliğini, eşcinsel evliliği gibi davaları şiddetle savunmalarına karşılık çevrecilik gibi kolektif eylem gerektiren konulara azalan ilgilerini, hatta dini bağları zayıflarken kişisel inançlarının yaygın olabilmesini açıklıyor. Yani asıl ilginç soru, Chelsea Clinton başkanlığa adaylığını koyarken onların Demokratlara oy verip vermeyecekleri değil, o düzeydeki bir bireyciliğin (vatanseverliği , aileyi ve tüm bağları geride bırakan bir bireyciliğin) ömür boyu sürdürülüp sürdürülemeyeceği ve bir kültürde bunun baskın yaşam tarzı haline gelip gelmeyeceği. İnsan bu soruya neşeyle de, karamsarca da "evet" cevabını verebilir (bireyciliği baskı ve denetimden kurtuluş olarak gören bir özgürlükçünün iyimserliğiyle.) Fakat "hayır" cevabını vermek ve insanların toplum ve otoriteye duyduğu isteğin temelli olarak üstünün örtülemeyeceğini savunmak da mümkün; ki bu durumda sorulacak en önemli soru, bireycilik çağının ne tür bir teslimiyete götüreceği sorusudur. Muhafazakâr sosyolojinin belki de 20. yüzyıldaki en önemli çalışması olan 1953 tarihli "Toplum Arayışı" adlı kitabında Robert Nisbet bu noktaya parmak basar. Modern totaliterciliğin karanlık cazibesini açıklayan Nisbet, faşizm ve komünizmin yükselişinin ancak modern çağda bireyin (kabileden, kiliseden ve loncadan) özgürleşmesiyle mümkün hale geldiğini savunur. Ona göre yerel ve kişisel düzeydeki samimiyet ve dayanışmanın giderek yok olmasıyla insanlar doğal olarak kitlesel hareketlere, kişileri yüceltmeye, milliyetçi fantezilere yönelir. Bireyciliğin ilerlemesi de bu yüzden sonunda kendi antitezini; yani konformizmi, teslimiyetçiliği ve denetimi doğurdu. Bireyci olacağa benzeyen kendi geleceğimiz açısından bu tezin önemini anlayabilmek için ufukta faşist veya komünist bir canlanma görmemize gerek yok. Milenyum çocuklarının bugün açıkça aradığı yeni topluluk biçimlerine bakmamız yeter. Bu arayış, Nisbet'in söylemek istediği şeyin müthiş bir örneğini sergileyen internet ortamında sürüyor. Modernlik gibi internet de özgürleşmeyi, tekil ve yerel olanı aşan yeni topluluk biçimlerini vaat ediyor. Ama bunun bir bedeli var: İnsanlar eski zaman tiranlıklarının ancak hayal edebileceği bir şekilde mahremiyetlerinden feragat ediyor. Bu feragat aksi sonuçlar doğurmayabilir de. Fakat totaliterlik tadı veren tezlerin bugün genelde siyasi demagoglardan gelmemesi dikkate değer. Bu tezler herkesin birbirine karşı şeffaf olduğu sırça bir çevrimiçi hapishanenin heveslilerinden geliyor. Böyle bir gelecek kaçınılmaz değil elbette. Fakat Nisbet olsa, herhalde buna sadece bireycilikle direnilemeyeceğini söylerdi.

ROSS DOUTHAT

Mustafa Kılınç Şifreleri